Şampiyonluk yarışı, sadece büyük maçlarda değil, kağıt üzerinde “kazanılması gereken” karşılaşmalarda yapılan doğru tercihlerle kazanılır. Fenerbahçe’nin Fatih Karagümrük deplasmanında aldığı 2-0’lık yenilgi de tam olarak bu yüzden sıradan bir puan kaybı değil. Bu mağlubiyet, doğrudan teknik heyetin maç önü planlaması ve maç içi hamleleriyle ilişkilendirilecek kadar nettir.
Karagümrük elbette mücadele etti, disiplinli oynadı, fırsatları değerlendirdi. Ancak bu maçta asıl konuşulması gereken, Fenerbahçe’nin kendi kalitesinin altında kalması değil; o kaliteyi sahaya yansıtacak doğru tercihlerden uzaklaşmasıdır.
Bu maçın en tartışmalı başlıklarından biri hiç kuşkusuz Marco Asensio’nun ilk 11’de başlamaması. Böyle maçlarda kilidi açabilecek, tek pasla oyunun yönünü değiştirebilecek, ceza sahası çevresinde fark yaratabilecek oyunculara daha çok ihtiyaç duyarsınız. Karagümrük gibi kapalı ve dirençli oynaması beklenen bir rakibe karşı Asensio’nun kenarda başlaması, maçın daha başında Fenerbahçe’nin üretkenlik riskini artırdı.
Şampiyonluğa oynayan bir takım, özellikle bu tür deplasmanlarda oyun aklını en baştan sahaya koymak zorundadır. Asensio’nun varlığı sadece bireysel kalite değil, rakip savunmaya psikolojik baskı da demektir. Onun yokluğunda Fenerbahçe hücumda daha tahmin edilebilir, daha düz ve daha kolay savunulabilir bir görüntü verdi.
Bir diğer önemli konu ise Musaba’nın ilk 11’de başlamaması. Özellikle geçiş oyununa karşı dinamizm, derinlik ve birebir tehdit gerekiyorsa Musaba gibi oyuncuların değeri daha da artar. Karagümrük savunmasının yerleşmesine izin verdiğiniz anda alanlar kapanır, çözüm üretmek zorlaşır. Tam da bu nedenle tempoyu yukarı çekecek, savunmayı geri koşturacak bir profile başlangıçtan itibaren ihtiyaç vardı.
Musaba’nın kenarda tutulması, Fenerbahçe’nin hücumda ritim üretmesini zorlaştırdı. Sarı-lacivertliler oyunu genişletmekte, rakip savunmayı bozmakta ve bireysel patlayıcılık yaratmakta yetersiz kaldı. Bu da maçın kontrolünü ele almayı daha zor hale getirdi.
Teknik heyetin en çok eleştirilecek kararlarından biri de Kerem’in ikinci yarıda oyundan alınması oldu. Maç zaten Fenerbahçe adına kırılgan bir noktadaydı. Böyle anlarda oyunda kalması gereken isimler, sorumluluk alabilen, çizgi kırabilen, temposu ve hareketliliğiyle rakibi zorlayabilen oyunculardır.
Kerem’in oyundan çıkması, Fenerbahçe’nin hücumdaki akışını daha da bozdu. Takım zaten istediği ritmi bulamamışken, oyunu çevirebilecek bağlantı ve hareketlilik de zayıfladı. Bu değişiklik, reaksiyon üretmek yerine takımın etkisini düşüren bir hamle olarak kaldı.
Bir maç kaybedebilirsiniz. Futbolda bu vardır. Ancak bazı yenilgiler vardır ki skor tabelasından önce kulübeye yazar. Fenerbahçe’nin Karagümrük deplasmanındaki mağlubiyeti de böyle bir maçtı.
Asensio’nun ilk 11 başlamaması
Musaba’nın kulübede tutulması
Kerem’in ikinci yarıda oyundan alınması
Bu üç başlık bile tek başına teknik planın ne kadar tartışmalı olduğunu göstermeye yetiyor.
Üstelik rakip, ligin son sırasındaki takım. Böyle maçlarda hata payınız daha da düşer. Çünkü kaybettiğiniz puan kadar, verdiğiniz psikolojik mesaj da önemlidir. Fenerbahçe bu maçta rakibine “beni zorlayabilirsin” mesajı verdi. Bu, şampiyonluk yarışında tehlikeli bir görüntüdür.
Fenerbahçe kadrosu hâlâ ligin en güçlü kadrolarından biri olabilir. Ama güçlü kadro ile doğru karar aynı şey değildir. Teknik heyet, elindeki oyuncu grubunu doğru zamanda, doğru düzende ve doğru hamlelerle kullanamadığında kalite kağıt üstünde kalır.
Karagümrük deplasmanında yaşanan da buydu.
Bu mağlubiyet sadece üç puan kaybı olarak okunmamalı. Aynı zamanda teknik heyetin maç yönetimi konusunda ciddi biçimde sorgulanacağı bir kırılma olarak görülmeli. Çünkü sezon sonunda şampiyonluk kaçarsa, dönüp bakılacak maçlardan biri hiç kuşkusuz bu olacak.
Ve o gün en çok şu sorular hatırlanacak:
Asensio neden başlamadı?
Musaba neden kulübede tutuldu?
Kerem neden oyundan çıkarıldı?
Bazen bir sezonu sadece skorlar değil, yanlış tercihler belirler.
Yorumlar