Trendyol Süper Lig’de bazı haftalar vardır; üç puandan fazlasını ifade eder. Rakibiniz puan kaybetmiştir, kamuoyu sizi favori göstermektedir ve sahaya çıktığınız an itibarıyla psikolojik üstünlük sizin elinizdedir. İşte o haftalardan birini yaşadı Fenerbahçe.
Ancak sonuç: 1-1. Ve kaçan büyük bir fırsat.
Futbolda bazen skor tabelasından önce zihinsel tablo belirleyicidir. Fenerbahçe, maça “kazanmak zorunda” psikolojisiyle çıktı. Bu, büyük takımlar için hem avantaj hem tuzaktır. İlk yarıda oyun kontrolü vardı ama özgüvenli bir üretkenlik yoktu. Topa sahip olundu, tempo zaman zaman yükseldi; fakat maçın hikâyesini erken yazacak bir kararlılık sahaya yansımadı.
90+5’te gelen gol aslında bir kırılma anıydı. O dakikada yapılması gereken şey skoru savunmak değil, maçı bitirmekti. Oysa Fenerbahçe geri çekildi, topu rakibe bıraktı ve kontrolü kaybetti.
10 kişi kalmış bir rakibe karşı son dakikalarda panik yapmak, şampiyonluk yarışındaki bir takım için kabul edilebilir değil. Büyük takımlar kriz anlarını yönetir; Fenerbahçe ise o anı yönetemedi.
Sezon boyunca Fenerbahçe’nin en büyük gücü hücum çeşitliliği ve tempoydu. Ancak bu maçta özellikle son bölümde “oyunu tutma” refleksi ağır bastı. Bu da takımın doğasına ters bir görüntü oluşturdu.
Şampiyonluk yarışı sadece iyi oynamakla değil, doğru anlarda doğru kararları vermekle kazanılır. Bu karşılaşmada saha içi karar mekanizması sorgulanmalı.
53 puan kötü bir tablo değil. Ancak şampiyonluk yarışında mesele toplam puan değil, kaçırılan anların birikimidir. Böyle haftalar sezon sonunda dönüp bakıldığında “kırılma haftası” olarak anılır.
Fenerbahçe hâlâ yarışın içinde. Ancak bu maç, şunu gösterdi:
Şampiyonluk sadece kalite değil, zihinsel dayanıklılık işidir.
Ve bu hafta, o dayanıklılık testinden geçilemedi.
Yorumlar